loader image

FİLİBELİ EDHEM EFENDİ VE KABRİ

                                                                          Mehmet Demirci – Ayşe Topuz

Kenan Rifâî Büyükaksoy’un (1967-1950) tasavvufî-mânevî şahsiyetinin oluşmasında üç kimse dikkati çeker: Annesi Hatice Cenan Hanımefendi, Filibeli Edhem Efendi ve Medine’de Şeyhu’l-Meşâyıh Hamza Rifâî.

Bunlardan Edhem Efendi Hatice Cenan Hanım’ın mürşidi olup, hayatında önemli bir yeri vardır. SâmihaAyverdi’nin ifâdesiyle Edhem Efendi “ne bir tarîkat pîri ne de bu meselelerin şekliyle alâkalıdır. O sâdece cezbe ve istiğrak âleminin, kanatlarına dayanmış açık kapısıdır ki, bu kapıyı ancak iki kişi görmüş ve iki kişi içine dalıp orada yok olmuşlardır.” O bahtlı kişiler Hatice Cenan Hanım ve oğlu Kenan Rifâî’dir.

Hatice Cenan Hanım, Edhem Efendi’yi ilk gördüğünden îtibâren onun cezbesine kapıldı ve dünyası değişti. Şu olayı sık sık tekrarlardı: Bir müşkülü, bir eksiği, öğrenmek istediği bir şey olduğu zaman Niyazi Mısrî divanını açar, orada bununla alâkalı ya bir beyit ya bir mısrâ bulur, yanına küçük bir işâret düşürür, Edhem Efendi’ye gönderirdi.

Ertesi gün mürşit bu işâretli sualin cevâbını yine aynı divandan işaretlenmiş beyitle verirdi. Onların irşat usulü böyle tutulmuştu.

Hatice Cenan âilesiyle birlikte İstanbul’a göç etmek durumunda kalınca, mürşidinden ayrı kalacağı için üzülmüşse de bir süre sonra Edhem Efendi’nin de bu şehre geldiği anlaşılıyor.

KENAN RİFÂÎ’Yİ İRŞÂDI

Annesi Hatice Cenan’a büyük bir aşkla bağlı olan Kenan Rifâî, onun mürşidi olan Edhem Efendi’yi de çok sevdi. Filibe’de küçük bir çocukken babası Halim Bey’in selâmlık sohbetlerindeki dostları arasında Edhem Efendi’yi görünce belirgin bir sevinç duyar: “Dayı! Dayı!” diye hemen dizlerine sarılırdı.

Bu küçük çocuk büyüdüğü zaman İstanbul’un önemli mutasavvıflarından biri, Şeyh Ken’an er-Rifâî olacaktır. O, bu sâhadaki ilk terbiyeyi annesinden aldı ve onun mânevî hasletlerinin vârisi oldu. Daha sonra Hatice Cenan Hanım oğlunu, kendi mürşidi olan Edhem Efendi’nin terbiyesine emânet etti. Bu zâtın herhangi bir tekke şeyhliği yoktu. Kendisi Üveysî-Kādirî olarak biliniyor.Kenan Rifâî yıllar sonra şöyle yazacaktır:

“On dokuz yaşında çok aziz annem, fakîri, kendilerinin çok değerli mürşidi olan Hz. Edhem (k.s.) efendimizin terbiyeleri altına bıraktı.

Muhterem şeyhim, bir tekke şeyhi olmayıp, sivil giyinmiş yâni tarîkat kıyâfeti taşımayan bir zat idi. Fakîr, bir şey anlamamakla birlikte, muhterem annemin emri üzerine hareket ettim. Edhem efendi hazretleriyle birlikte Balıkesir’e gittik; orada mânevî eğitimi altında bulundum.”

Balıkesir günlerinin her bakımdan çok verimli geçtiği anlaşılıyor. Genç mürîdin taşkın zekâsı ve coşkun mizâcımürşidi Edhem Efendi’nin rûhî inzibâtı karşısında son derece yumuşadı, işlenmeye müsâit ve zevk dolu hâle geldi. Mürşidi onu riyâzete yönlendirdi.

Riyâzet, nefsin istekleriyle mücâdele için yapılır. Az yemek, az uyumak, az konuşmak riyâzet yöntemlerindendir. Böylece o, tabiat nîmetlerinden kesilmiş asgarîden asgarî ile yaşamanın temizleyici zevkini tatmıştır. Netîcede kendi ifâdesiyle şöyle diyecektir: “Gittikçe dünyâya yeni çıktığımı ve öğrenilecek, bilinecek çok şeyler olduğunu ve o âna kadar bildiklerimin dışarıyla ilgili bir zarftan ibâret olduğunu anlamakta idim.”

Bu arada Edhem Efendi Kenan Bey’in bir sanatkârdan mûsikî nazariyâtı öğrenip ney meşk etmesini istedi. Böylece genç lise müdürü Kenan Bey’in sanat dünyâsına adım atmasını sağladı.

Kenan Rifâî’nin Edhem Efendi ile beraberlikleri dört veya beş sene sürmüş görünüyor. Şu beyanlar, onun pek de konuşkan olmadığını gösterir: “Edhem Efendi, araştırıcı, isteyici, sorucu ve baştanbaşa iştiyak olan mürîdinin sağnak sağnak suallerini eskiden hemen dâimâ sükûtla cevaplandırmış, ya da sâdece “Gör de bil!” diye kestirip atmış idi. Kenan Rifâî onun bu durumunu şöyle ifâde edecekir:

Bir hakîkatten sorulsa sanki mahtûmdu femin,

Bâtınen ancak verirdin bu suâle yüz cevâb.

Buna mukābil vefâtından sonra durum değişti; mânâ planında onun vericiliği artarak devam etti, öyle ki “bir suâline bin bir cevap” verir oldu. Bu dünyadan göçtüğünü ve yerine mürîdi Kenan’ı bırakmış olduğunu da mânâda bildirdi. Zaten Edhem Efendin kendisinde mevcut bütün hazîneleri genç mürîdine dökmüş sebil etmişti

Edhem Efendi’nin doğum ve ölüm târihleriyle ilgili elimizde bir bilgi yok. Bir takım karinelerden hareketle 1845-1893 şeklinde tarihlendirilebilir.

KABRİ HAKKINDA

Edhem Efendi’nin kabri Filibe’dedir. Sâmiha Ayverdi yaptığı Avrupa seyahatleri sırasında, Filibe’ye uğrayıp, Edhem Efendi’ye Fâtiha göndermek maksadıyla Müslüman kabristanını ziyâret etmiştir. Edhem Efendi’nin kabrinin bulunduğu Filibe Müslüman-Türk Mezarlığı bakımsız, defin işlemlerine kapalı ve perişan durumdaidi. Yola yakın iki cephesine çöp dökülmüş ve sahipsiz olduğu için, kıyısından köşesinden korsan yapılarla tecavüze uğramıştı. Ayşe Yıldız Topuz’un bu konuda ciddi gayretleri oldu. Fikr-i tâkip sâhibi olması ve azmiyle meselenin hayırlı bir sonuca ulaşmasındaki çabası takdire değer.  

Burada sözü kendisine Ayşe Yıldız Topuz’a bırakalım:

5 Haziran 2026 tarihinde Filibe’de “Filibe’de Bir Büyük Mutasavvıf Kenan Rifâî Uluslararası Sempozyumu” düzenlendi. Kenan Kültür Vakfı, Kerim Vakfı, Türk Kadınları Kültür Derneği İstanbul Şubesi, Cenan Eğitim Kültür ve Sağlık Vakfı ve Nef Vakfı destekledi ve başka çeşitli kuruluşların katkısı oldu.

Bu programın düzenlenme sebebi Filibeli büyük mutasavvıf Kenan Rifâî Hazretleri’ni ve hocaları, mürşitleri yine Filibeli Edhem Şah Hazretleri’ni memleketlerinde tanıtabilmek ve aynı zamanda şehirdeki harap vaziyette bulunan Osmanlı Mezarlığı’nı temizleyip, burada defnedilmiş olan Edhem Şah adına bir kabir yapılmasıydı. Bu fikir ne zaman ortaya çıktı? Hangi safhalardan geçerek günümüze gelindi? Ben bu işin neresinde yer aldım? Şimdi hikâyemi sizlerle paylaşmak istiyorum.  

Kenan Rifâî Hazretleri’nin hayrülhalefi ve Cumhuriyet devrinin en büyük edebiyatçılarından, mütefekkir Sâmiha Ayverdi, 1978’deki Avrupa seyahatlerinden döndüklerinde Kendileri’ni görmeye gitmiştim. Sohbet sırasında Filibe’ye Hazreti Edhem’i ziyarete gittiklerinden ve bulunduğu Filibe Kabristanı (bugünkü adı Osmanlı Kabristanı)’ndan uzun uzun bahsettiler.

Sonrasında ben bu mübarek şahsı ziyaret isteğiyle yanıp tutuşmaya başladım. Gel zaman git zaman 1996 yılına girdik. Ağustos ayında bir zuhurat gerçekleşti. Tarihçi ahbabımız Prof. Dr. Ömer Turan çalışmak için arabayla Makedonya’ya gidecek olmuş, bana ve eşim, rahmetli Güner Topuz’a da teklif etti. Bu bizim için çok iyi bir fırsattı. Ben bu arada Filibe’ye uğramayı çok istiyorum. Filibe Bulgaristan’a bağlı. O zamanlar Bulgaristan’a gitmek fevkalade zordu. Nasip oldu, gidebildik. Sorup soruşturduk, kabristanı bilen yok. Lakin yol bizi oraya götürdü. Kabristan’a girdik ama hali içler acısı. Hristiyan ve Yahudi mezarlıkları pırıl pırıl, bizimki -söylemekten edep ediyorum- adeta bir çöplük, diz boyu ot bürümüş. Perişan olduk. Nasıl temizletecektik? Nasıl Edhem Şah Hazretleri’ne yakışır bir makam ihya edecektik? Hemen araştırmalara başladık. Yolumuz açılacak ya, 2000 yılında Balkanlar üzerine de çalışmaları bulunan akademisyen, kitapçı, aynı zamanda ihlaslı bir genç olan rahmetli Emrehan Küey, Manisa’da bir Balkanlar Toplantısı düzenledi. İşte burada Bulgaristan’dan göç etmiş bir karı kocayla tanıştık: Ayşe ve Levent Kayapınar. Dostluğumuz ilerledi ve ben fikrimi onlarla paylaştım. Levent Bey, gidelim, taşı dikelim, dedi. Günerciğim, “bu o çöplüğün içine bir mücevher kondurmak gibi olur, temizlemek gerekir önce”, dedi. Sonrasında fikir birliği yaparak Filibe Büyükşehir Belediyesi Başkanlığı’na Ayşe Kayapınar’ın İngilizce ve Bulgarca yazdığı mektupları iletip durumu anlattık. Filibe’deki Osmanlı Kabristanı’nda bir büyüğümüzün bulunduğunu yayınlarla da ispatladık. İlk mektubumuz ciddi bir itiraz gördü ama işin peşini bırakmadık. Üçüncü mektupta nihayet bizimle görüşmeyi kabul ettiler.

8 Ekim 2004’te bir heyetle giderek Filibe Belediyesiyle protokol imzaladık. Karşılığında Bulgaristan’ın devletimizden istekleri oldu. Bunlar hemen yerine getirildi. Allah razı olsun! Onlar ise maalesef hiçbir sözlerini tutmadılar. Biz bu arada kabristanı temizletmiştik çok şükür! Protokol sonrasında iki heyet Osmanlı Mezarlığı’na gittik. Tabii tertemiz olmuştu. Belediye Başkanı, hadi mezarın yerini göster, dedi. Sâmiha Annem’den öğrenmiştim, yeri gösterdim.

Sonrasında zaman zaman Filibe’ye gittik. Mezarlığa duvar yaptırdık, lakin sağ tarafını Çingeneler işgal etmiş, o bölgeyi kapatamadık. Ayrıca pasaportumuz yeşil olduğu halde Bulgaristan’a gitmek için her defasında vize alıyoruz. Kısacası zorluklar devam ediyor. 2007’de sırf bu işleri kolaylaştırmak amacıyla milletvekili adayı oldum. Hatta Mustafa İsen Beyle görüştüm. Bu işlerde hevesimin olmadığını ve esas amacımı anlattım. O da sağ olsun, Cumhurbaşkanlığı Genel Sekreteri idi, bir yerlerle görüştü, nihayetinde beni Filibe Başkonsolosluğu’ndan aradılar. Çingeneleri gönderemediklerini, oldukları yerden duvarı yaptırabileceklerini söylediler. Olsun dedim, buna da şükür! Zararın neresinden dönersen kâr… Duvar tamamlandı ancak başka bir gelişme kaydedemedik. Tabii, bu süre zarfında kabristanı yine otlar bürüdü.

Dört sene önce bir gün Cemalnur Sargut arayarak “Filibe için çok gayret ettin ama sonuca ulaşamadın. Benim Almanya’da bir kızım var. Almanla evli ve çok becerikli. O bu işi devam ettirsin mi?” dedi. Ben de “tabii ki, memnun olurum”, dedim. Hemen Güldeniz Willer devreye girdi. Öncelikle mezarlığın temizlenmesi için uğraşalım, sonra makamdan bahsedelim, dedi.  Öyle de oldu. Kendisi birkaç defa Filibe’ye gitti. Kabristan iki defa temizletildi, çok şükür! O arada Edhem Şah için kabir taşı hazırlatıldı. O da ayrı bir hikâye. Önce taşın Türkiye’de yapılmasına izin vermediler. Sonra bir yol bulundu. Mimar Dr. Aydın Yüksel imzası ile ülkemizde hazırlanan kabir taşı nihayet Filibe’ye ulaştırıldı. 6 Haziran 2026’da bizim şahitliğimizde yerine yerleştirildi hamdolsun…


RESİMLER
: Yukarıdan itibaren sırasıyla:

-Edhem Efendi’nin kabir taşı, eser-i İ. Aydın Yüksel.

-TİKA tarafından yaptırılan bilgi panosu.

-TİKA tarafından yaptırılan Çeşme. (çeşme ve pano resimleri için Güldeniz Willer’e teşekkür ederiz)

-Ayşe ve Güner Topuz.

 

.